1 Nisan 2019 10:00’da başladığım Asya Turunda ilk bir hafta geride kaldı. Bu bir hafta içerisinde izlediğim rota aşağıdaki gibi oldu. Önceden çok ciddi bir plan yapmadığım için rota, yolculuk esnasında sürekli değişebiliyor. Ama yine de kaba taslak takip edilecek bir rota mevcut.

1 Nisan’da İstanbul – Kadıköy’den yola çıkarken arkadaşlarım Emre, Murat Abi ve Cem beni uğurladılar.

Sonrasında Şile’ye doğru yola çıktım. İstanbul’un trafiğinde bisiklet sürmesi pek keyifli değil. Hatta sıkıcı bir hal alıyor. Bisiklet yüklü olunca seri ve kıvrak hareketler de yapmak zorlaşıyor. Ondan dolayı bir an önce Alemdağ taraflarına varmak istedim. Genelde yemek molası duruma göre veriyorum. Öncelikli hedefim hep yolu yarılamak oluyor. Yolu bir yarılayayım sonrasında duruma göre yemek molası da veririm, uzun mola da veririm düşüncesindeyim. Şile’ye giderken mola vermedim. Yanıma sadece 1 litre su almıştım. Yolda bitince bir camiden doldurdum şişeyi. Yeter diye düşünmüştüm ama yetmedi.

Yine yolda köpek kovaladı. 🙂 Bu köpekler dönen bir tekerlek görmesin hemen peşinize düşüyorlar. Aslında köpeklerle ilgili son 1 haftada deneyimlediğim çok şey oldu. Bununla ilgili ayrı yazı yazmayı planlıyorum. Köpekten kaçabileceğine inanırsan bas pedala kaç inanmıyorsan yavaşla ve usulca geç. Ben özetle bunu uyguluyorum.

Şile’ye vardığımda arkadaşım Cem’in yazlığında kaldım. Sağ olsun “kendi evin gibi ne kadar istersen kal” dedi. Ben 2 gece kalmayı ve Çarşamba günü Ağva’ya doğru gitmeyi planlamıştım ama bir gün daha kalıp Perşembe günü çıktım. Çantaların düzeniyle ilgili sıkıntılarım oldu. Onu bu çantaya şunu şu çantaya koy diye aklımdan geçirip uyguluyorum. Sonrasında bir şeyler açıkta kalıyor, olmuyor vs. Çarşamba günü güya yola çıkacaktım çanta toplamaktan (!) çıkamadım. Sonra dedim ki kendime bu turu yaparken gittiğim yerleri de mümkün olduğunca gezmek istiyorum. Onun için “burada çok kaldım, bir an önce gitmeliyim” gibi durum içerisinde de değilim. O zaman kal bir gece daha. Sonra Şile’de bir gün daha kalarak Şile merkezi gezdim. Benim kaldığım yerle Şile merkez arası yaklaşık 3 km. Ya yürüyeceğim ya da bisiklet çantalarını söküp bisikletle gideceğim. Ben bisikletle gitme taraftarı değilim. Sonra merkeze gidiyorsun bisikleti nereye koyacağım derdi oluyor. Yaya gezmeyi daha çok tercih ediyorum. Bana daha keyifli geliyor. Bisikleti bir yerden bir yere gitmek için kullanıyorum. Neyse, sonra aklıma otostop çekmek geldi. Burası küçük yer olunca mutlaka duran olur diye düşündüm. Çıktım ana caddeye bekliyorum 5 dakika kadar sonra bir araba geldi. El ettim, durdu. Gittik merkeze kadar. Benim bulunduğum yerdeki yazlıkların birinin inşaatında çalışıyormuş, malzeme almaya gidiyormuş merkeze.

Evinde kaldığım arkadaşım Cem bana liman bölgesine doğru gitmemi söylemişti. Gittim; Liman bölgesindeki Şile Kalesi, Şile Fener’ini gördüm. Sahil şeridinde dolaştım. Yürümek güzel geldi. Ben yürümeyi de seviyorum bunu bir kez daha anladım. Üsküdar Caddesi diye bir cadde varmış. Ben gittim ama hiç bir şey bulamadım. Ya yanlış cadde de dolaştım ya da doğru caddedeysem de beklentimi yüksek tuttum sanırsam. Ama tahminimce yanlış caddedeydim. Acıkınca bir esnaf lokantasına gittim, orada yedim öğlen yemeğini. Hani sokak lezzetlerini tatmak gerekir denir ya. Ben esnaf lokantalarını da seviyorum. Sonra bir kafeye gittim internet olan. Saat öğleden sonra 4 civarıydı. Bilgisayarda yazılacak yazılara baktım, çektiğim fotoğrafları clouda yükledim. OneDrive kullanıyorum; tüm fotoğrafları internet bulduğum ilk fırsatta yüklüyorum. Sonra telefona bir şey olur; en kötü kaybederim, çaldırırım. Üzülürüm sonra onca fotoğraf giderse. Saat dokuza geliyordu, artık gideyim dedim. Aslında hava kararmadan gitseydim iyiydi. Şimdi bu karanlıkta kim alır beni otostop çeksem. Yarım saat yürüme yolum var. Bu yolda hizbe bir yol. Işık yer yer var yer yer yok. İnsan ürküyor yani 🙂 Birde şu köpekler olmasa 🙂 Kafedeki kişiye sordum “oraya giden minibüs var az ileriden kalkıyor” dedi. Gittim dediği yere. Evet varmış ama en son minibüs 8 buçukta. Saat ise 20:42. 12 dakika ile tabana kuvvet. Gittim ana yola çıktım, tam bir ışığın altına geldim, otostop çekiyorum. Hani beni görsün duracak olanda. Hırlı mı hırsız mı belli olsun. 3, 5 araçtan sonra birisi durdu. O da yolun yarısından başka bir yöne gidecekmiş. İndim yolun yarısında başladım yürümeye. Karanlıkta yürüyorum, bir yerden köpek çıkar mı endişesi var. Bir de aklıma şöyle bir şey geliyor. Mesela gündüz geçtiğimde biliyorum ki şu yazlığın köpeği var ama bağlı. Acaba diyorum akşam olunca salarlar mı? Hepten kötü. Etrafta da kimse yok. Yani oldu da saldırdı. Kim gelip de müdahale edecek. Sonra diyorum ki çok mu film izliyorum 🙂 Sonunda eve vardım. Direkt yatmaya geçtim. Sabah, bir önceki gün yarım kalan çantaları toparlayıp Ağva’ya doğru yola çıktım.

Daha önce Ağva’ya gitmiştim. Bir dağ yolu var, yokuşu çok. Daha önceki gidişimde ne yalan söyleyeyim yorulmuştum ve yolun sonlarına doğru dağda çadır kurmuştum. Şimdi farklı bir buldum. Kabakoz Köyünden yukarıya doğru sıfır eğim ile ilerliyorsun. Ormanın içinde iki dağın arasında kalmış toprak bir yol. Tam ormana gireceğim 2 köpek 🙂 Köpekler her yerde. Bu toprak yoldan ilerledim ama sonradan yanlış seçim olduğuna ve anayol çevresinden çok uzaklaşmamaya karar verdim. Çadır kurduğumda bile bir yerleşim yerine 3, 4 km mesafede olayım istiyorum.

  • Taşlı topraklı yol olduğu için öndeki km saatinin ayarı bozuldu. Ön maşadaki aparat biraz esner oldu. Sonra bir çalıştı bir çalışmadı. Şu an bu yazıyı 9 Nisan’da yazıyorum. Hala kafasına göre çalışıyor. Ve bir kaç kere sakin bir şekilde tekrar ayar yaptığım halde.
  • Güvenlik. Başıma bir iş gelse kim bulur beni orada. En azından anayol olsa işlek dahi olmasa 10-15 dakika sonra bir araç gelir yardım eder.
  • Köpeklerle uğraşıyoruz; hadi bunu geçtik ayı çıkar domuz çıkar.

Ağva’ya geldiğimde Ağva Kamping‘de kaldım. Kamp açık değil. Sadece işçiler var ve yeni sezona yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada çadır kurmadım, 2 işçi ile birlikte konteyner da kaldım. Ben yerde yatayım dedim ama “sen yatakta yat biz yerde yatarız” diye ısrar ettiler. Bir ara elektrikli bisiklet 🙂 ile merkeze alışverişe gidip geldik. Bisiklet dışı bir şey sürmek farklı geldi. Gerçi 3 teker olsa da yine de bisiklet sayılır.

Sonraki gün Kandıra’ya doğru yola çıktım. Bu turda ilk defa bulunduğum şehri terk edip yeni bir şehre pedallayacaktım. Onun için il geçişlerindeki tabelanın önünde bir fotoğraf çekildim. Kocaeli’nin toplam 12 ilçesi var. Bunların en büyüğü ve Karadeniz’e sınırı olan tek ilçesi Kandıra. Kandıra’ya giderken o kadar çok köpek kovaladı ki sayısını ben bile unuttum 🙂 Tahminen 30’a yakın köpekle uğraşmışımdır. Her köyde 7, 8 köpek tarafından kovalandım. 🙂 Bu bölge de çok köpek var. Benden söylemesi. Kandıra merkeze giderken o gün kamp kurmaya niyetim vardı. Bu yüzden merkeze gelmeden 10 km kala artık yol kenarında uygun bir yer bakınmaya başladım. Uygun bir yeri anca 4 km gittikten sonra bulabildim. Bir tarla ve yol kenarından çalılarla kaplanmış. Ben şehir merkezlerine gelmeden önce 5, 10 km kala çadır kurulacak bir alan bakınmaya başlıyorum. Ve yoldaki araçların beni görmesini istemiyorum. Sonra ne olduğunu tam anlamayıp Jandarmaya haber verirler uğraşıp dururuz durduk yere. Ben bu yere geldiğimde daha havanın kararmasına yaklaşık 3 saat vardı. Böyle olunca da hiç çadırı kurmayıp önce karnımı doyurdum. Hızlıca bir makarna pişirdim, sonrasında da güzel bir çay yaptım. Havanın kararmasına vakit çok olunca biraz ağırdan alıyorum kendimi. Hava kararmasına yarım saat kala da çadırı kuruyorum ve tulumun içine giriyorum. Hava karardığı anda sıcaklık 3, 4 derece düşmeye başlıyor. Akşamları da dışarıdan bazen uluma sesi geliyor. Ben ilk zaman ne olduğunu anlayamamıştım. Benim bildiğim kurt ulur ama burada yol kenarında kurt olacağını da pek sanmıyorum. Sonra internetten araştırınca köpeklerinde uluduğunu öğrendim. Ama niye uluyorlar bilmiyorum.

Sabah kalktığımda genelde kahvaltımı yapıp öyle yola çıkarım. Bugün dağda yapmaktansa Kandıra’ya gidip orada yapmak istedim. Zaten 6 km bir mesafe vardı. Merkeze gittim bir yerde kahvaltı yaptım. Resimdeki köpekte orada insanlardan yiyecek bir şey bekliyor. O kadar ürkek ki. Biri yanına doğru gelse hemen kenara çekiliyor. Sonra dünkü köpekler geldi aklıma. Keşke tüm köpekler böyle olsa diye geçirdim içimden 🙂

Kahvaltıdan sonra bir kafeye gittim hem bilgisayarda bazı yazılar yazarım hem şarj edilecek cihazları şarj ederim diye düşündüm. Öyle böyle derken saat öğleden sonra 3 oldu. Yola koyulsam mı koyulmasam mı? Bir gece daha kalsam mı kalmasam mı diye tereddüt ettim. Kalsam nerede kalacaktım. Gitsem nereye kadar gidecektim. Sonra aklıma “Emniyet Müdürlüğü” geldi. Gideyim de bir konuşayım belki bahçesine çadır atarım diye düşündüm. Kalacak yeri ayarlarsam ben de şehri gezerim, yaya dolanırım diye plan yaptım. Emniyet müdürlüğüne gittim görevli izin vermedi. “Burası çok merkezi sorun olur” dedi. Ben de ne yapabilirim deyince beni zabıtaya gönderdi. Zabıtaya gittim o da bizim öyle bahçemiz yok sen en iyisi itfaiyeye git dedi. Yetkili kişinin adını da verdi, yardımcı olabileceğini söyledi. İtfaiyeye gittim yetkili kişi dışında herkes oradaydı 🙂 Durumu anlattım, İstanbul’dan yola çıktığımı Artvin’e doğru gittiğimi söyledim. Ve bahçede çadır kurma konusunda yardımcı olup olamayacaklarını sordum. Bir iki kişi o anda ne diyeceğini şaşırdı. İzin versek mi vermesek mi? Versek bir dert vermesek kalacak yeri yok. Sonra birisi dışarıda kalma burada çekyat var. Burada yatar mısın diye sordu. Canıma minnet 🙂 Olur yatarım dedim. Bana dışarısı soğuk olur dedi. Sonra biraz sohbet ettik. 7 kişi 3 vardiya 24/48 mantığıyla çalışıyorlar. İçeride yatakhane, mutfak ve banyoları var. Yalnız yatakhane dolu olduğundan çekyatı söylemişler. Benim için hiç sıkıntı yok. Sonra istersen duş alabilirsin dediler. Gittim duşumu aldım, rahatladım. Genelde yemeklerini de mutfakta kendileri yapıyormuş. Bazen dışarıdan söylüyorlarmış. Akşam yemeğinde mercimek çorbası, menemen, salçalı makarna ve salata vardı. Elinize sağlık 🙂

Yemekten sonra merkeze çerez almaya gittik, gece ayaktalar sürekli. Bir iki kişi dönüşümlü uyuyorlar. Birde dijital platformlardan birisine üyelikleri varmış. İstediğimiz filmi izleyebiliyoruz 🙂 Çay, çerez, sohbet eşliğinde filmimizi izledik. Sonra ben çekyata kıvrılıp yattım. Üzerime tulumu alacaktım ama onlar kendi parkalarından verdiler. Bu sıcak tutar dediler. Cidden sıcak tutuyormuş. Güzelce uyudum.

Sabah uyandığımda çay yapmışlar poğaça, börek almışlar. “Hadi gel kahvaltı yapalım” dediler. Memlekette ne güzel insanlar var. Sonrasında beni itfaiye aracının sepetine bindirip 25 metre yükseğe çıkardılar. Sabah bir sonraki vardiyaya teslim etmeden önce tüm araçları kontrol ediyorlar. Çalışıyor mu bir sorunu var mı diye. O esnada ben de sepete binmiş oldum. Kandıra ayaklarımızın altında. Herhalde böyle bir havadan manzarayı başka türlü çekemezdik. Beni o kadar güzel ağırladılar ki hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sonra Adapazarı’na doğru yola koyuldum.